Skip to content

Bulunduğunuz Sayfa: Ana Sayfa arrow Forum
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?

Şairinin inkâr ettiği dizeler
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
EN ALTSayfa: 1
BAŞLIK: Şairinin inkâr ettiği dizeler
#204
Şairinin inkâr ettiği dizeler 2 Ay, 2 Hafta önce Karma: 0  
Tayyip'in milli şair Mehmet Akif Ersoy'dan yaptığı şu alıntı herkese şaşkınlık verdi:

"Türk Arabsız yaşamaz. Kim ki 'yaşar' der, delidir! / Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir."

Bu dizelerin Tayyip tarafından dillendirilmesi çok saçma. Çünkü Tayyip kendisi Türk olduğunu kabul etmiyor. Bir kez bile ağzından "Türk'üm" sözü çıkmamış. Hani Mehmet Akif Gürcüler, Potamyalılar veya "Türkiyeliler" ile Araplar arasındaki ilişki üzerine bir şiir yazsa anlarız, Tayyip dillendirebilir. Ancak Tayyip hem Türklüğü reddediyor hem de bizim kimle yaşayıp, kimle yaşayamayacağımız üzerine buyruk veriyor. Sana ne be adam! Bari izin ver Türkler kendi kararlarını kendi versin.

Bu dizeler Mehmet Akif'in ünlü eseri Safahat'tan. Ancak araştırmacı Çetin Yetkin çok önemli bir detayı tespit ediyor. Tayyip koskoca eserden Mehmet Akif'in reddettiği yegane iki dizeyi bulmuş. Mehmet Akif 1913'te bu eseri bastığında bu iki dize eserde yer alıyor. Ancak 1. Dünya Savaşı'nda Arap işbirlikçilerinin ihaneti üzerine kitabın 1928 yılındaki baskısından bu iki dizeyi çıkarıyor. Akif'in kitabını 1956'da tekrar bastıran damadı ise bu iki dizeyi tekrar yerine koydurtuyor.

Mehmet Akif samimi bir vatanseverdi. Kendi dizelerini bile vatan için silip atmasını bilmişti. Ancak Tayyip öylesine sinsi bir vatan düşmanı ki, o dizeleri bir yerden bulup kullandı.

"Kahraman ırkıma bir gül!"

Mehmet Akif'in öyküsü aslında çok öğreticidir. Mehmet Akif Osmanlı devleti'ne gönülden bağlı Arnavut kökenli bir Türk'tü. Savunduğu ideoloji Osmanlıcılıktı. Ancak imparatorluk parçalandıkça, gayrimüslimlerin ihanetleri arttıkça çaresizce İslamcılık ideolojisine sarılacaktı. Bu Osmanlı aydınının dramıydı. "Üç tarzı siyasetin" üçü de sonunda fayda etmeyecek, Türklüğü Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı kurtaracaktı.

Elbette o yıllarda Mehmet Akif bunu bilemezdi. O samimi bir Müslüman ve vatansever olarak Tayyip'in tersine hep "garp emperyalizmine" karşı durmuştu. Ancak bu çaresiz bir direnişti. Düşüncesi en azından İslamcılık ideolojisiyle Arnavut-Türk-Arap halklarının Osmanlı'yı savunması ve devletin böylece kurtarılmasıydı. Bunun için "kavmiyetçilik" dediği milliyetçilik reddedilmeliydi. Zaten Şeriat da bunu yasaklamıyor muydu?

Ancak tarihin silleleri bu hayali teorileri her gün yıkıyordu. Onun İslamcılık düşüncesine en büyük darbeyi bizzat kendi soydaşları Arnavutlar 1910'da İtalyan ve Batı desteğiyle Osmanlı'ya karşı ayaklanarak vurmuştu. Mehmet Akif biçare bir şekilde şu satırları yazacaktı:

"'Arnavutluk' ne demek? / Var mı şeriatte yeri? / Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!"

Elbette ki soydaşları Arnavutlar bile onu dinlemeyecekti. Çağımız emperyalizm ve milliyetçilik çağıydı. Asr-ı saadet kimsenin umurunda değildi. İslamcılık ideolojisinin tek tutunacak dalı kalmıştı o da Araplar. 1914'te 1. Dünya Savaşı çıktığında Osmanlı halifesi kutsal cihat ilan etti. Ancak Arap emirleri 1000 yılı aşkın süredir Haçlılara karşı kutsal toprakları savunan Türkleri değil, İngiliz ve Haçlı emperyalizmini dost görüyordu. Arap şeyhleri Batı altınları için "gözsüz ve elsiz" kalmayı seçmişti.

Mehmet Akif inanmış bir insandı. Bizzat Teşkilat-ı Mahsusa'ya yazıldı. 1914'te Arabistan'a gitti. Görevi bozguncu ve ayrılıkçı akımlara karşı Müslümanların birliğini ve cihadın kutsallığını anlatmaktı. Ancak tıpkı Arnavutluk'ta olduğu gibi, sonuç hezimetti. Bu Müslüman aydını dinleyecek Müslüman yoktu. Bunun yerine Arap Şeyhleri fanatik bir Türk düşmanı ve Siyonist olan, eşcinsel bir İngiliz subayının, Lawrence'ın peşine takıldılar. İslam halifesi, altınlar ve vaatler saçan sıradan bir İngiliz teğmenden etkisizdi.

Mehmet Akif'in dramı burada bitmez. İmparatorluk yıkıldıktan sonra bile İslam birliği için çalışacaktı. Osmanlı Halifesi'nin kurduğu Said-i Kürdi gibilerinin de üye olduğu Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye Cemiyeti'ne üye olacak, hatta İngiliz uşağı Mekke Emiri Şerif Ali'nin davetiyle Arabistan'a tekrar gidecekti.

Ancak ülkesi işgal edilince Mehmet Akif kayıtsız kalamaz ve Anadolu'ya döner. Kuvayı Milliye'yi ve direnişi destekleyen ateşli hutbeleri ve yazıları yüzünden işgal yanlısı Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye Cemiyeti tarafından üyelikten atılır. İngiltere tüm Müslümanları esir edince, Pan-İslamizm sağlanmıştır. En samimi İslamcı Mehmet Akif'e cemiyette yer yoktur. Artık Mehmet Akif'e tek yol kalmıştır. Ankara'ya, milliyetçi Mustafa Kemal Paşa'ya gitmek...

Bizzat Atatürk, Mehmet Akif'i Ankara'da görmek istemektedir. Onun Burdur milletvekili olmasını sağlar. Konya'da Kuvayı Milliye'ye karşı Şeriatçı Delibaş İsyanı çıkınca Mehmet Akif nasihat ekibine girmek için gönüllü olur. Tıpkı Arnavutluk ve Arabistan'da olduğu gibi gerçek İslamı anlatarak isyanı bastırabileceğini ummaktadır ama yine başarısız olur. İsyanı Atatürk'ün askerleri bastırır. Artık Türk farklı bir dilden konuşmaktadır.

İstiklâl Marşı o kanlı ve ateşli günlerde Mehmet Akif tarafından yazılır. Kavmiyetçiliğin belki de tarihteki en samimi ve ateşli karşıtı olan bu aydın artık Türk milleti için şu dizeleri yazmaktadır: "Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal!"

Artık Türk 'Arapsız' ve kimsesizdir ama tek başına direnmektedir. Arnavut asıllı bir İslamcı, Türklük için 'kahraman ırkım' diyebilmektedir. İşte gerçek Müslüman ve gerçek Arap dostu Mehmet Akif böyle biridir. Türklük mazlumlar için bir onur nişanıdır.

yazının devamı için
www.millimucadele.org/287/ozsoy287.htm
ismail demir
Fresh Boarder
Gönderiler: 16
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Son Düzenleme: 22/06/2010 22:17 tarafından ismail demir.
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
 
EN ÜSTSayfa: 1